Mağduriyet, Avrupa’da AKP’nin işine yaramaz
Kadri Gürsel Geride bıraktığımız hafta Avrupa’dan gelen mesajlar, AKP’nin, başlıca sermayesi “mağduriyet” olan bir politikayla kapatma davası sürecinde umduğu dış desteği alamayacağını gösterdi.
AKP Avrupa’ya dönüp, “Biz ne güzel Türkiye’yi AB’ye sokmak için uğraşıyorduk, ama bakın statüko yanlıları şimdi bizi engelliyorlar” diye yakınarak inandırıcı olmayı beklemesin. Çünkü “AKP’yi durdurmaya çalışanların” en azından bir bölümünün AB karşıtı olduğunun Avrupalılar tarafından bilinmesi, artık AKP’yi aklamaya yetmemektedir.
Otomatik destek yok
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye Raportörü Hollandalı Hıristiyan-Demokrat parlamenter Ria Oomen-Ruijten’in geçen cuma yayımlanan söyleşisinde, Milliyet’in Brüksel Temsilcisi Güven Özalp’e, “Benim korkum, bu partiyi (AKP) durdurmak isteyenlerin yola reformlarla devam etmek istemeyen kesim olması” derken bahsettiği o “korku”, AKP’ye dış desteği “otomatiğe” bağlamayacaktır.
“Korku”, aynı söyleşide raportörün, “Türk hükümeti (…) demok-ratik ve laik bir Türkiye’de çoğulculuğa ve farklılığa saygı göstermeli” demesine engel olmamıştır mesela…
Söylem dengelendi
Avrupa’da artık AKP’nin karşısındaki muhalefetin AB karşıtı niteliğine de pek aldırılmadan Türkiye’deki siyasi durum hakkında daha dengeli bir söylem benimsendiği görülüyor. AKP’ye eskisi gibi engin bir hoşgörü göstermiyorlar artık.
Söylem değişikliğinin kapatma davasından sonraya rastlaması ise manidar.
Araba neden devrildi?
Davanın demokrasimiz üzerindeki olumsuz etkilerini tartışmak yersiz. Keşke AKP yüzde 47 sarhoşluğuna kapılarak davayı kışkırtmaktan kaçınabilseydi. Ama davanın Avrupa’da bir “kalk borusu” etkisi yarattığını da kabul etmeliyiz. Dava, AKP’nin ve onun sözde “liberal-demokrat” yandaşlarının Avrupa mahfillerindeki propagandasının Türkiye’de olanları açıklamaya yetmediğini, yarattığı şokla tebliğ etmiş ve Avrupa’yı nihayet “AKP arabasının neden devrildiğini” araştırmaya itmiştir.
Kadın odaklı operasyon
Avrupa kamuoyunun sesi ve vicdanı Avrupa Parlamentosu’nun Dışişleri Komisyonu’nda geçen pazartesi kabul edilen Oomen-Ruijten raporu, AKP’nin özellikle de kadınlar üzerinden sürdürdüğü, “Türkiye’yi İslamileştirme operasyonu”na karşı yapılmış kapsamlı bir uyarıdır.
Raporda, Türkiye’de siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda kadınların konumunun güçlendirilmesinin ekonomik büyüme ve refah için can alıcı nitelikte olduğu vurgulandıktan sonra, kadınlar arasında işsizliğin yüzde 23.8 olduğuna dikkat çekiliyor ve hükümet, kadınların işgücüne katılımını artırmak için elle tutulur adımlar atmaya çağrılıyor.
Neden? AKP döneminde kadınların ekonomik ve sosyal hayattan adım adım uzaklaştırıldıklarını görüyorlar da ondan.
Raporda, hazırlanacak yeni “sivil anayasa”nın cinsler arasında eşitliği garanti etmesi gerektiğinin altı çizildikten sonra, anayasada “kadınların öncelikle cemaat veya aile üyeleri olarak görülmesinden kaçınılması” isteniyor. Yani, “Anayasada kadınların da eşit bireyler oldukları teyit edilmelidir” demeye getiriliyor. Ardından, “kadınların insan haklarının, bireysel hakları olarak tasdik edilmesi” talep ediliyor.
Bu çağda Türkiye’den bunların istenebilmiş olması, AKP’nin kadını aileye hapsetme politikasının gözlerden kaçmadığını ilan ediyor.
AKP’ye türban eleştirisi
Bu rapor, kapatma davasından önce yazılmaya başlandı. Ancak, kapatma davasının açılmasının başlıca nedeni olan, AKP’nin benimsediği, türban yasağını anayasa değişikliği yoluyla kaldırma yöntemi hakkındaki eleştirel ifadeler davanın açılmasından çok sonra, geçen pazartesi rapora girmiştir. O cümle şöyledir: “(Avrupa Parlamentosu) Üniversitelerdeki türban yasağının kaldırılmasının, sivil toplumla geniş çaplı bir istişare içinde hazırlanmış daha büyük bir reform paketinin bir parçası olmamasından dolayı toplumun bir kesiminin duyduğu hayal kırıklığı ve kaygıyı not eder.”
Görüldüğü gibi kapatma davasının başının üzerinde Demokles’in kılıcı gibi asılı durması AKP’yi eleştiriden muaf kılmıyor.
Daniel Cohn-Bendit’in geçen çarşamba “AKP hakkında kapatma davası açılabilmesinin, bu partinin reform sürecinde iki yıldır yerinde saymasının sonucu olduğunu, AKP’nin şimdi kendi hatasının sonucuyla yüzleşmek durumunda kaldığını” söylemesi anlamlıdır.
Tabu yıkıcı paragraf
Fransız Le Monde gazetesinin Brüksel Temsilcisi Thomas Ferenczi’nin geçen perşembe günü yayımlanan makalesinde, AB Komisyonu’nun, özellikle de Olli Rehn’in kapatma davasına gösterdiği tepkiyi eleştirirken, “Avrupa Birliği’nin bıkıp usanmadan savunduğu hukuk devletinin ayırt edici özelliği, anayasaya saygıyı en üst mertebeye yükseltmek ve adalete, gerektiğinde hükümete müeyyide uygulama hakkını vermek değil midir?” diye yazması tabu yıkıcı olmuştur.
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın