SOKRATES’ İN HAYATA BAKIŞI
Bu kuramsal olan görüşlerin yanı başında Sokrat, bir taraftan da pratik ahlâkın direktiflerini vermiÅŸtir. Sofistler için felsefe okutmak, onurlu ve kârlı bir iÅŸti. Oysaki, Sokrat için bu iÅŸ, Tanrısal bir emri, ödevi yerine getirmekti. Bunun içindir ki, o, tüm hayatını Atinalıların öğretim ve eÄŸitimine harcadı. O, bu havarîliÄŸi yaparken, safsatacılar gibi kendisine parlak mevkiler ve onurlar saÄŸlamayı düşünmüyordu; fakat aksi olarak Eflatun’ un dediÄŸi gibi (Apologie) kendi ailesine ait iÅŸleri ve hatta servetini de ihmal ediyordu. Onun en çok ve bir tek güvendiÄŸi ÅŸey, sözünün etkisi, hayatının örneÄŸi, seçkin erdemi ve uygar cesaretiydi. Kazanmış olduÄŸu büyük erdemin ünü, onun bazı saygısızca ve kaba muamelelerini mazur gösteriyordu. O, tüm Atinalılara: “Bir baba, bir büyük kardeÅŸ” muamelesi yapıyordu.
O, örneÄŸin, Glokon ve Charmid’i, aldıkları ilhamlar dolayısıyla aydınlatır. Dargın kardeÅŸleri barıştırır. Aile büyüklerinden mustarip olanlara cesaret ve umut verir; fakir ve zavallılara acır; zengin öğrencilerini ve dostlarını, fakirlerin yardımına koÅŸturur. Bekârların ev bark, yani aile kurmalarını ister; ve temin eder. Özetle o, nerede bir iyilik yapmak olanaklıysa oraya koÅŸar ve usanmadan öğüt verir, yol gösterir, açıkça köleleri ve kadınları mahkûm eden gelenekleri yıkan bir ilkesi yoksa da, onlara saygı duymayı salık verir; kadında annelik ve zevcelik gibi iki erdemin beÄŸenilmesine çalışır. Çocuklara ebeveynlerine karşı şükranda bulunmalarını öğretir.
Nitekim, kendi oÄŸlu olan Lamprokles’ e çocukluÄŸunda kendisine göstermiÅŸ olduÄŸu ÅŸefkat ve özentiyi ileri sürerek annesi Xantip’ in huysuzluklarına tahammül etmesini emretmiÅŸtir. Ve aile hayatında kadını, erkekle eÅŸit görmüş; onlar arasında ancak ortak bir eserin yaratılışında ayrı ayrı uzmanlıklardan baÅŸka fark görmemiÅŸtir. Erkek dışarıda, kadın içeride çalışacak, kölelere iyilik ve tatlılıkla muamele edilecektir. Sokrat, insanın, kölelerine ne denli ihtimamda bulunursa, o kadar fedakâr hizmetçilere sahip olabileceÄŸini anlatır. O, köle bilmediklerini, kölelerin ise, becerileri (hüner; ve çalışmaları sayesinde temin ettikleri refahı anımsatarak iÅŸi, iÅŸlemeyi ve kölelerin deÄŸerlerini yüceltir.
Ona göre, zulmü çekmek, zulüm işlemeye; kanunla ceza görmek, kanunun emirlerinden kaçmaya tercih edilmelidir. Bu ahlâk, bir taraftan yararcı, bir taraftan da bir çeşit çilecilik (auietisme) esaslarına bağlıdır. Elemsiz ve hoş bir hayat için yararı ve bunun dayandığı erdemi şart koşar. Onun erdemi, her şeyden nefsi yoksun bırakmakla değil, ılımlılıkla her şeyi tatmak suretiyle sağlanmış olunur. Yani, kendi kendine hâkim olmak erdemdir. Bu ahlâkta arzuların değil, aklın egemenliği görülür. Ona göre, arzu, hayır sanılan herhangi bir şeye karşı direnilmeyen bir isteme yönelişidir. Arzuyu aydınlatmak, mutlulukla hazzı, yararlıyı ve lâtifi karıştırmamak için kendini bilmek, yani gerçekten ne istediğini bilmek de gerektir. Görülüyor ki, insel hayatın sonu, onda pratik ile kuramın uzlaşmasından ibarettir.
(Devam edecek)
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın