SOKRATES’ İN TANRIYA FARKLI BAKIŞI
Tanrı, babalara çoÄŸalmak arzusunu vermemiÅŸ midir? Annelere de beslemek duygusu, arzu ve ÅŸefkatini vermemiÅŸ midir? Tüm hayvanlarda hayat aÅŸkı ve ölüm korkusu yok mudur.’ varlığını Korumak isteyen bir işçinin
özenmesini tanımamak olanaksızdır”. Böylece ona göre, içgüdüler, doÄŸuÅŸtan birtakım yöneliÅŸlerdir ki, insan ve hayvanda tanrılığın bir çeÅŸit eylemi halindedir. Tanrısal kayranın bu belirtisi, insanda daha büyük iyilikleri oluÅŸturur.
“Tanrı, özentilerini yalnız bedenimizin ÅŸekline uygulamamıştır; asıl önemli olan ÅŸey, bize en yetkin bir ruh vermiÅŸ olmasıdır. Tanrının
varlığını algılayan hangi hayvan vardır? Tanrılığa tapınan insandan baÅŸka bir ÅŸey var mıdır? Zihin gücüyle, yani düşünülmüş edimlerle bile, açlığı, susuzluÄŸu, sıcağı, soÄŸuÄŸu bir tarafa atan, hastalara ÅŸifa veren, güçlerini artıran, bilgilerine ilâveler yapan hangi varlık vardır? İşittiÄŸini, gördüğünü, öğrendiÄŸini anımsayan ne vardır? İnsanlar, diÄŸer hayvanların arasında tanrılar gibi yaÅŸarlar. Bir öküz vücuduna ve fakat insan zekâsına sahip olan yaratık, iradesiyle iÅŸleyemez; fakat ona eller veriniz, buna mukabil kendisini zekâdan yoksun kılınız; bu takdirde onu daha fazla sınırlamış olmayız”.
Sokrat, bizde var olan zihnin, tümel zihinden bir parça olduğuna inanır. Zira, zihin birdir; kapsayıcı (şâmil) ve geneldir, sonrasızdır ve o, mutlak yaptıran (efficicnt) bir nedendir. Oysaki varlıklar, şekil ve niteliklerini koruyamazlar. Sürekli ve genel bir değişme vardır ki, mutlak surette yetkine doğru gitmektedir. Bu yetkinleşme hareketi bir yarardır, iyiliktir ve çıkardır; bundan en fazla yararlanan insandır. Bu. Tanrısal kayradan ibaret olan amaçlı nedendir; yani, Tanrı, her şeyi iyi için yaratmıştır. Eğer Tanrı, yaptıran bir neden ise, iyi için yaratma iradesi, bir amaçlı nedendir ki, Tanrısal kayra, bunun bir ifadesi ve örneği olmuş olur.
Anlaşılıyor ki Sokrat, doğada yalnız bir zihin izi görmez, insanlar için şefkat ve iyilikle dolu, iyiyi isteyen bir gücün varlığını da görür. Onun bu âlemdeki sabit ve yanılmayan sürekli varlığını da savunur. O varlığın gözleri, insanlar üzerine açılmıştır; o, insan düşüncelerinin ve duygularının gizlerini (sır) de bilir. Bu itibarla Sokrat, tüm evrene hizmet eden tümel bir kayraya olduğu kadar da bireylerin talihini ilgileyen tikel kayraya da inanıyor:
“Alemi düzenler ve korur”; “Yüzyıllar arasında gençlik ve ateÅŸini korur”; “Emirleri yanılmayan bir etkiye sahiptir; ve düşünce kadar hızlıdır”; “Tüm gözlere çarpan güneÅŸ, insanların kendisine doÄŸrudan doÄŸruya bakmasına izin vermez; ona gözlerini dikmeye yeltenenler, gözlerini kaybederler; Tanrı da böyledir”; “Gökten inen yıldırım, rastladığı her ÅŸeyi kırar; fakat ne indiÄŸi zaman, ne çarptığı ne de çekilip gittiÄŸi zaman kendini görebiliriz; Tanrı da böyledir ‘’; “Dostum, bedeninde hapsedilmiÅŸ olup, onu istediÄŸi gibi yöneten bir ruha sahip olduÄŸunu öğren. Evrene yerleÅŸmiÅŸ olan zihnin de her ÅŸeyi kendi keyfince düzenlemesi gerektir. Senin gözlerin bir çok aÅŸamaları kavrayabildiÄŸi halde. Tanrı’ nın ki neden tüm evreni birden kavrayamasın? Senin ruhun bir an içinde burada. Mısır’ da ve Sicilya’ da olup biten ÅŸeylerle uÄŸraÅŸabilir; Tanrı’ nın zihni ise, neden bir bakışta kavramaya yeteneksiz olsun?”.
Sokrat’ ın Tanrısı, evrenin dışında olan mutlak bir varlık deÄŸildir. O, birliÄŸini evrenle birlikle tamamlayan, evrenle bir bütünü oluÅŸturabilen bir güçtür. O, âdeta hem cisim, hem de ruh suretinde tecelli eder. Ebedî ve sonsuz olan bu Tanrı, birdir. Onun en büyük sıfatı, deÄŸiÅŸmemezliktir (immuabilite). İslim felsefesinde olduÄŸu gibi, Layetagayyer, hay ü kayyumdur. Böyle olmasaydı, baki, ebed, hıfz ve nizam güçlerine sahip olamazdı. Sokrat’ a göre, Tanrı tapılmaya lâyıktır. Onun buna ihtiyacı yoktur; yalnız insanlar, onun lütfettiÄŸi ihsanlara ve nimetlere karşı sevinçlerini ve şükranlarını sunmak için tapmak ve itaat etmek zorundadırlar. “En dinli adam, en gerçek tapınmayı bilen adamdır”. Ancak bu suretle bizi kötülüklerden ve tehlikelerden kurtaran, doÄŸru yolu gösteren Tanrısal bir ilhama nail olabiliriz. O vakitler, “Sokrat’ın ÅŸeytanı” diye alay edilen bu içsel ilhamı, Sokrat, pek çok kez kendi içinde hissetmiÅŸ ve bunun her insanda tecelli edebileceÄŸine inanmıştı. O, bu suretle bir taraftan ülkücülüğe giderken, esirme (vecit) ve dalınca olan eÄŸilimi dolayısıyla de mistisizme ve çileciliÄŸe (ascetisme) kapılmıştır. Aklın ermediÄŸi her noktada Tanrı’ ya inanmaktan baÅŸka çare bulamayan Sokrat, insan ruhunun da bu tümel ve Tanrısal ruhla özdeÅŸliÄŸini kabul ettikten sonra, ruhun ebedî olması sonucuna ulaşır. Bu konuyu biraz aÅŸağıda açıklayacağız.
(Devam edecek)
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.

Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın